29 Kasım 2020 Pazar

 


ÇEYREK ASIRLIK HAZİNELER – ALFABETİK SIRA İLE 1995’in EN İYİ 8 FİLMİ

 

 

12 MAYMUN

 

Dünyanın sonunu getiren bir virüs. Bu korkunç sonu kaynağında durdurmak için geçmişe gönderilen mahkum Bruce Willis. Bu yolda geçmişte yollarının çakıştığı Brad Pitt. Sinemanın en özgün yönetmenlerinden Terry Gilliam. Tüm zamanların en iyi kurgulanmış ve zeki bilimkurgularından biri.

 

 

BRAVEHEART

 

Avustralya’da büyümüş Amerikalı Mel Gibson, İskoçların halk kahramanını kötü bir aksanla canlandırıyor. Tarihi gerçeklere pek uyulmuyor. Ne gam. Sinema tarihinin en sağlam, en eğlendirici, en hüzünlü, en epik kahramanlık öykülerinden biri karşımızdaki. İlk yönetmenlik denemesinde Gibson, tüm ödülleri ve gişeyi hakimiyeti altına alıyor.

 

CASINO

 

Robert DeNiro’nun kıymeti bilinmeyen filmlerinden biri. Goodfellas kadar iyi senaryosuna, harika sanat yönetimine, bir o kadar sıkı oyuncu kadrosuna, Scorsese’nin formunun zirvesinde yönetimi eşlik etmiş. Daha ne olsun ? Belki tek ufacık kusuru bir yarım saat daha kısa tutulmamasıydı.

 

 

GHOST IN THE SHELL

 

Japon anime sinemasının başyapıtlarından. Yarı robot bir kadın polis,  güçlü ve gizemli bir hacker olan Kukla Ustası’nın peşine düşer.

Karakterlerinin derinliği, dönemine göre harika olan çizimleri, görselliği ve komplike ama anlaşılır senaryosu ile hala aşılamamış bir klasik. 2017’de çevrilen canlı versiyonu, Scarlet  Johansson’un varlığına rağmen orijinalinin yanına bile yaklaşamadı.

 

 

 

HEAT

 

Görkemli oyunculuk gösterisi. 90 ların ve hatta tüm zamanların en gözde oyuncularından iki ustanın (Pacino ve DeNiro) karşılıklı döktürdüğü bir film.

Michael Mann’ın yazıp-yönettiği başyapıtı. Oyuncu kadrosu, üç saate yakın süresine rağmen hiç sarkmayan senaryosu ile tıkır tıkır işleyen bir hırsız-polis öyküsü. Aksiyonu kadar dramatizasyonu da çok güçlü.

 

 

LA HAINE

 

Mathieu Kassovitz’in genç yaşta kotardığı siyah beyaz bir klasik. O dönem Fransa’da sıkça görülen sokak eylemlerinin en ateşlilerinden birinden sonra üç arkadaşın 24 saatlik serüvenlerini aktarıyor.

Orijinal adı “Nefret” olsa da bizde “Protesto” adıyla vizyona girmişti. İnsanın beynine işleyen karakalemle çizilmişçesine akıp geçen sahneleri sinematografinin doruğunda dolaşıyor.

 

 

LAND AND FREEDOM

 

Ken Loach ustanın başyapıtlarından. İspanya İç Savaşı’nda faşizme karşı savaşırken dışarıdan ve içeriden ihanete uğrayan Cumhuriyetçilerin sarsıcı öyküsü.

Faşizmin, despotizmin lanetine karşı uyarıcı olması gereken İspanya İç Savaşı’nın,  tıpkı filmin yapıldığı 90 ların ortasında Bosna’da yaşananlara karşı üç maymunu oynayan Avrupa’nın aynı hal vetavrının 1936’daki meali.

 

 

THE USUAL SUSPECTS

 

Sinemada şaşırtıcı “twist” denince ilk akla gelen filmlerden. Daha sonra Mission Impossible filmlerinin yönetmeni olacak olan C. McQuarrie’nin senaryosundan Bryan Singer’ın çektiği suç dünyasının en özgün filmlerinden biri.

Sinema tarihine geçmiş müthiş finali bir yana, o finale adım adım ilmek ilmek ilerlerken heyecanını hiç kaybetmeyen, müthiş oyunculuklarla bezeli bir suç baladı.

 

16 Kasım 2020 Pazartesi

 


EN İYİ SALGIN FİLMLERİ  (Korku filmi olmayan)

 

 

6. FLU – G.KORE - 2013

 

G.Kore’de ölümcül ve havadan yayılan bir virüs ortaya çıkar ve zamana karşı bir yarış başlar.

Gerçekçi, rahatsız edici görüntüleri ve düşmeyen temposu ile heyecanlı bir film. Salgının başlama noktasını ele alışı, aptalca bürokrasinin salgının yayılmasındaki rolü gibi sosyal ve güncel konulara da değiniyor.

 

 

5. PERFECT SENSE – İNGİLTERE - 2011

 

İnsanların beş duyularının (koku duyusundan başlayarak) sırayla kaybolmaya başladığı bir dünyada bir aşçı ile bilim kadının aşkı anlatılıyor.

Bildiğimiz dünyanın “gözlerimizin” önünde yavaş yavaş değişerek tarihe karışmasının iki insanın sevgisi üzerinden verildiği özgün bir film.

 

 

4. KÖRLÜK – BREZİLYA - 2008

 

Jose Saramago’nun ünlü romanından uyarlama. İnsanların birdenbire kör olduğu bir şehirde yaşananları konu ediyor.

İnsanlığın en önemli duyusunu kaybettiğinde ne kadar değişeceğini ya da temelde hiç değişip değişmeyeceğini sorgulayan gizemli bir drama. Oyunculuklar o kadar iyi ki, ünlü oyuncuları tanımasanız gerçekten görme engelli olduklarına inanasınız geliyor.

 

 

3. YEDİNCİ MÜHÜR – İSVEÇ - 1957

 

Auteur yönetmen Ingmar Bergman ustanın olası başyapıtı. Haçlı Savaşları’nın anlamsız ve kanlı yıllarından sonra ülkesine dönen bir şövalyenin, Avrupa’da bir o kadar anlamsız ölümlere yol açan Kara Veba ile karşılaşmasını anlatıyor. Bir papaz oğlu olan Bergman’ın organize dinin anlamsızlığını masum insanları yakarak tanrının öfkesini (!) yatıştırmaya çalışması gibi sahneler üzerinden verdiği şiirsel ve sürükleyici bir film. Ölüm ile satranç oynayan şövalye sahneleri ile akıllarda yer etmiştir.

 

 

2. CHILDREN OF MEN – İNGİLTERE - 2006

 

2027 Yılının Londra’sındayız. Kadınlar nedeni bilinmeyen bir salgın nedeniyle on sekiz yıldır kısır durumda. İnsanlık kaçınılmaz yok oluşuna doğru hızla sürüklenirken; mucizevi bir şekilde hamile kalan genç bir Afrikalı göçmen kadını her ne pahasına olursa olsun korumaya çalışan kahramanımızın yolculuğu. Bu yolculukta ayrıca yıllardır görüşmediği eski karısı da ona yardımcı oluyor. 21. Yüzyılın en iyi bilimkurgu filmlerinden.

 

 

1. TWELVE MONKEYS – ABD - 1995

 

Terry Gilliam’dan insanlığın kaderine dair pandemi ve zaman yolculuğu üzerinden adrenalin dolu ve de sanatsal bir çalışma. Distopik bir gelecekten 20. Yy’a yollanan mahkumun ölümcül pandemiyi durdurmaya çalışması. O zamanın en gözde aktörlerinden Bruce Willis, en iyi rollerinden birinde. Brad Pitt’in de parladığı ilk filmlerden. Çeyrek asırlık bir modern zaman klasiği.

 

 

2 Ekim 2020 Cuma

 


ERKEKLERİN DE SEVEREK İZLEYECEĞİ ROMANTİK FİLMLER

 

 

6. RAISING ARIZONA – 1987 - JOEL COEN

 

Nicholas Cage ve Holly Hunter’ın ünlerinin ve oyunculuklarının doruğunda olduğu yıllardan harika bir romantik kara komedi. Coen Biraderlerin ilk büyük hiti. Tüm yardımcı oyuncular da tek kelime ile döktürüyorlar. Çekim tekniği ve komedi zamanlaması ile öne çıkıyor.

 

5. A BOUT DE SOUFFLE - 1959 - JEAN-LUC GODARD

 

Fransız “Yeni Dalga” akımının öncü (siyah-beyaz) klasiği. Jean Paul Belmondo ve Jean Seberg çiftinin harika bir inandırıcılıkla oynadığı iki kaçağın hikayesi. Sadece Fransa’ya değil tüm dünya sinemasına özgün açılımlar  ve özgür anlatımlar getiren bir mihenk taşı.

 

4. SHAUN OF THE DEAD – 2004 - EDGAR WRIGHT

 

Aslında tüm zamanların en eğlenceli zombi filmi olabilir ama aslında eski aşkını geri kazanmaya çalışan bir adamın öyküsü bu. Bunu yapmak için hem kasabasını istila eden zombilerle savaşmalı, hem de değiştiğini ispatlamalı. Hangisi daha zor, filmi izlerken karar vereceksiniz. Queen’in ön planda olduğu müthiş bir de soundtrack’i mevcut. Edgar Wright-Simon Pegg ikilisinin “Cornetto üçlemesi”nin ilk filmi. Zom-rom-com’u (Zombi temalı romantik komedi)  icat eden film.

 

3. SPIDER-MAN – 2002 - SAM RAIMI

 

Benim gibi çocukluğunu ve ilk gençliğini “Örümcek Adam” hayranlığı ile geçirenler için çook uzun süre beklenen ama beklentileri hemen tamamıyla karşılayan bir çizgi roman uyarlaması. Peter (T.Maguire) ile Mary-Jane’in (K.Dunst) ölümsüz aşkının perdede hayat bulduğu bir film. 2. Film daha iyi olsa da, romantizmin daha ön planda olduğu Örümcek Adam filmi bu. Sinemada çizgi roman uyarlamalarının geniş anlamda yaratıcısı olan film.

 

2. ETERNAL SUNSHINE OF THE SPOTLESS MIND – 2004 - MICHEL GONDRY

 

Jim Carrey ve Kate Winslet’in başını çektiği ensemble bir oyuncu kadrosundan tam da yönetmenin eksantrik dünyasına uygun bir film. Bilimkurguya da göz kırpan, arızalı bir aşkın dramatik ve komik benzersiz anlatımı. Kaufman-Gondry keşke daha çok işbirliği yapsalardı dedirten aklı ile olduğu kadar görselliği ile de öne çıkan bir modern zaman klasiği.

 

1. CITY LIGHTS – 1931 - CHARLES CHAPLIN

 

Sinemayı sinema yapan büyük dahi Chaplin’den eşsiz ve defalarca kopyalanan zamansız bir klasik. Şarlo’dan bekleneceği gibi gülmekten karnınıza ağrılar gireceği ama zaman zaman da gözyaşlarınızı tutamayacağınız bir başyapıt. Kör kıza aşık olan fakir delikanlı temasından bizim Yeşilçam da çok ekmek yedi. Tüm sinema tarihinin belki de en dokunaklı komedi filmi.

8 Eylül 2020 Salı

CAPTAIN MARVEL (ve sarman ? kedisi)


 

CAPTAIN MARVEL

 

Captain Marvel, MCU (Marvel Cinematic Universe)’nun ilk solo kadın kahraman filmi. Aynı zamanda yönetmenlerden biri, Senaristi ve bestecisi de kadın olan ilk Marvel filmi. 

Ülkemiz için en önemli kısmı da bu bestecinin Pınar Toprak olması. Başarılı da bir iş çıkarmış

 

Öncelikle şunu belirtmek lazım, bu filmden daha çok zevk almak için Guardians of Galaxy ve The Avengers Filmleri başta olmak üzere Marvel evrenine biraz hakim olmanız lazım yoksa bir çok önemli noktayı kaçırabilirsiniz. 

 

Film bize çeşitli geri dönüşlerle bir zamanlar Amerikan hava kuvvetleri pilotlarınından olan Carol Danvers’ın nasıl Uzay Polisinin (Starforce) bir parçası haline geldiğini ve dönüşümünü anlatıyor. 

 

Uzayda yaşanan bir çatışma sonucu Carol (Vers), 1990 ların ortasındaki Amerika’ya düşer ve

7 Eylül 2020 Pazartesi

BOHEMIAN RHAPSODY




BOHEMIAN RHAPSODY

İnsan açık ara en sevdiği müzik grubu hakkında bir film çekilirse buna nasıl yaklaşabilir ki ? Bohemian Rhapsody, şahsen ilk açıklandığı 2010 yılından beri heyecanla beklediğim, fırtınalı bir çekim süreci (çekim sırasında bile değişen yönetmeniyle) ile hayranlarını hop oturup hop kaldıran bir proje oldu.

Başlarda Freddie Mercury’yi, komedyenliğini genelde beğendiğim ama bu role gitmeyeceğini düşündüğüm S.Baron Cohen (Borat), sonra da Ben Whishaw’un ( J.Bond’daki Q) canlandıracağı açıklanmıştı. Neyse ki, sonunda rol sanki Fredde’yi oynamak için doğmuş gibi duran Mısır asıllı ABD’li actor Rami Malek’e (Mr. Robot) verildi.

Benim gibi hardcore Queen hayranlarından bazılarını rahatsız eden bazı küçük kronolojik değişiklikler yapılmış. Ben ise bunları filmin zirve noktası olan finalindeki Live Aid konserine ulaşan yerinde çizilmiş bir rota olarak gördüğüm için üzerinde çok durmadım. Film, tüm zamanların

LOVING VINCENT


LOVING VINCENT

Loving Vincent, modern resmin babası sayılan dünyanın en büyük ressamlarından Hollandalı Vincent Van Gogh’un çalkantılı hayatına eşsiz bir bakış. En sevdiğim ressam olan Van Gogh’un iki ünlü “Starry Night” tablosundan birinin kopyası da yıllardır yatağımın başında asılıdır.

Film, inanılmaz bir çalışma sonucu ortaya çıkarılmış. 100 ressamın 60.000 in üzerinde yağlıboya, suluboya ve karakalem çalışması gerçek oyuncuların oyunlarının üzerine çizilerek meydana getirilmiş. Bu da Van Gogh gibi dünyanın belki de en üretken ressamına yaraşır, inanılmaz emek-yoğun bir çaba olmuş. Sonuç neredeyse mükemmel. Sinema salonunda edinebileceğiniz izleme tecrübelerinin en özellerinden birini sakın kaçırmayın.

Film, Vincent Van Gogh’un 1890’da 37 yaşındaki intiharından 1 yıl sonrasında geçiyor. Kardeşi Theo’ya (sağlığında Theo’ya yazdığı yüzlerce mektup halen

EN İYİ 9 KEDİ FİLMİ

  EN İYİ 9 KEDİ FİLMİ     9. THE CAT RETURNS              (Japonya - 2002)               Dünyanın en büyük animasyon ustası Hayao ...