2 Ekim 2020 Cuma

 


ERKEKLERİN DE SEVEREK İZLEYECEĞİ ROMANTİK FİLMLER

 

 

6. RAISING ARIZONA – 1987 - JOEL COEN

 

Nicholas Cage ve Holly Hunter’ın ünlerinin ve oyunculuklarının doruğunda olduğu yıllardan harika bir romantik kara komedi. Coen Biraderlerin ilk büyük hiti. Tüm yardımcı oyuncular da tek kelime ile döktürüyorlar. Çekim tekniği ve komedi zamanlaması ile öne çıkıyor.

 

5. A BOUT DE SOUFFLE - 1959 - JEAN-LUC GODARD

 

Fransız “Yeni Dalga” akımının öncü (siyah-beyaz) klasiği. Jean Paul Belmondo ve Jean Seberg çiftinin harika bir inandırıcılıkla oynadığı iki kaçağın hikayesi. Sadece Fransa’ya değil tüm dünya sinemasına özgün açılımlar  ve özgür anlatımlar getiren bir mihenk taşı.

 

4. SHAUN OF THE DEAD – 2004 - EDGAR WRIGHT

 

Aslında tüm zamanların en eğlenceli zombi filmi olabilir ama aslında eski aşkını geri kazanmaya çalışan bir adamın öyküsü bu. Bunu yapmak için hem kasabasını istila eden zombilerle savaşmalı, hem de değiştiğini ispatlamalı. Hangisi daha zor, filmi izlerken karar vereceksiniz. Queen’in ön planda olduğu müthiş bir de soundtrack’i mevcut. Edgar Wright-Simon Pegg ikilisinin “Cornetto üçlemesi”nin ilk filmi. Zom-rom-com’u (Zombi temalı romantik komedi)  icat eden film.

 

3. SPIDER-MAN – 2002 - SAM RAIMI

 

Benim gibi çocukluğunu ve ilk gençliğini “Örümcek Adam” hayranlığı ile geçirenler için çook uzun süre beklenen ama beklentileri hemen tamamıyla karşılayan bir çizgi roman uyarlaması. Peter (T.Maguire) ile Mary-Jane’in (K.Dunst) ölümsüz aşkının perdede hayat bulduğu bir film. 2. Film daha iyi olsa da, romantizmin daha ön planda olduğu Örümcek Adam filmi bu. Sinemada çizgi roman uyarlamalarının geniş anlamda yaratıcısı olan film.

 

2. ETERNAL SUNSHINE OF THE SPOTLESS MIND – 2004 - MICHEL GONDRY

 

Jim Carrey ve Kate Winslet’in başını çektiği ensemble bir oyuncu kadrosundan tam da yönetmenin eksantrik dünyasına uygun bir film. Bilimkurguya da göz kırpan, arızalı bir aşkın dramatik ve komik benzersiz anlatımı. Kaufman-Gondry keşke daha çok işbirliği yapsalardı dedirten aklı ile olduğu kadar görselliği ile de öne çıkan bir modern zaman klasiği.

 

1. CITY LIGHTS – 1931 - CHARLES CHAPLIN

 

Sinemayı sinema yapan büyük dahi Chaplin’den eşsiz ve defalarca kopyalanan zamansız bir klasik. Şarlo’dan bekleneceği gibi gülmekten karnınıza ağrılar gireceği ama zaman zaman da gözyaşlarınızı tutamayacağınız bir başyapıt. Kör kıza aşık olan fakir delikanlı temasından bizim Yeşilçam da çok ekmek yedi. Tüm sinema tarihinin belki de en dokunaklı komedi filmi.

8 Eylül 2020 Salı

CAPTAIN MARVEL (ve sarman ? kedisi)


 

CAPTAIN MARVEL

 

Captain Marvel, MCU (Marvel Cinematic Universe)’nun ilk solo kadın kahraman filmi. Aynı zamanda yönetmenlerden biri, Senaristi ve bestecisi de kadın olan ilk Marvel filmi. 

Ülkemiz için en önemli kısmı da bu bestecinin Pınar Toprak olması. Başarılı da bir iş çıkarmış

 

Öncelikle şunu belirtmek lazım, bu filmden daha çok zevk almak için Guardians of Galaxy ve The Avengers Filmleri başta olmak üzere Marvel evrenine biraz hakim olmanız lazım yoksa bir çok önemli noktayı kaçırabilirsiniz. 

 

Film bize çeşitli geri dönüşlerle bir zamanlar Amerikan hava kuvvetleri pilotlarınından olan Carol Danvers’ın nasıl Uzay Polisinin (Starforce) bir parçası haline geldiğini ve dönüşümünü anlatıyor. 

 

Uzayda yaşanan bir çatışma sonucu Carol (Vers), 1990 ların ortasındaki Amerika’ya düşer ve

7 Eylül 2020 Pazartesi

BOHEMIAN RHAPSODY




BOHEMIAN RHAPSODY

İnsan açık ara en sevdiği müzik grubu hakkında bir film çekilirse buna nasıl yaklaşabilir ki ? Bohemian Rhapsody, şahsen ilk açıklandığı 2010 yılından beri heyecanla beklediğim, fırtınalı bir çekim süreci (çekim sırasında bile değişen yönetmeniyle) ile hayranlarını hop oturup hop kaldıran bir proje oldu.

Başlarda Freddie Mercury’yi, komedyenliğini genelde beğendiğim ama bu role gitmeyeceğini düşündüğüm S.Baron Cohen (Borat), sonra da Ben Whishaw’un ( J.Bond’daki Q) canlandıracağı açıklanmıştı. Neyse ki, sonunda rol sanki Fredde’yi oynamak için doğmuş gibi duran Mısır asıllı ABD’li actor Rami Malek’e (Mr. Robot) verildi.

Benim gibi hardcore Queen hayranlarından bazılarını rahatsız eden bazı küçük kronolojik değişiklikler yapılmış. Ben ise bunları filmin zirve noktası olan finalindeki Live Aid konserine ulaşan yerinde çizilmiş bir rota olarak gördüğüm için üzerinde çok durmadım. Film, tüm zamanların

LOVING VINCENT


LOVING VINCENT

Loving Vincent, modern resmin babası sayılan dünyanın en büyük ressamlarından Hollandalı Vincent Van Gogh’un çalkantılı hayatına eşsiz bir bakış. En sevdiğim ressam olan Van Gogh’un iki ünlü “Starry Night” tablosundan birinin kopyası da yıllardır yatağımın başında asılıdır.

Film, inanılmaz bir çalışma sonucu ortaya çıkarılmış. 100 ressamın 60.000 in üzerinde yağlıboya, suluboya ve karakalem çalışması gerçek oyuncuların oyunlarının üzerine çizilerek meydana getirilmiş. Bu da Van Gogh gibi dünyanın belki de en üretken ressamına yaraşır, inanılmaz emek-yoğun bir çaba olmuş. Sonuç neredeyse mükemmel. Sinema salonunda edinebileceğiniz izleme tecrübelerinin en özellerinden birini sakın kaçırmayın.

Film, Vincent Van Gogh’un 1890’da 37 yaşındaki intiharından 1 yıl sonrasında geçiyor. Kardeşi Theo’ya (sağlığında Theo’ya yazdığı yüzlerce mektup halen

DEADPOOL 2



DEADPOOL 2

Marvel evreninin en eğlenceli film franchise’ı 2 yıl aradan sonra geri döndü. Filmden daha çok keyif almanız popüler kültüre (sinema, çizgi roman vs) ne kadar hakim olduğunuza bağlı. İlk filme göre daha dramatik bir hikaye olsa da espri ve aksiyon yönünden hiç aşağı kalmıyor. Deadpool, en önemli espri gücünü 4.duvarı yıkabilmesinden alan (yani zaman zaman okuyucuyla/seyirciyle direkt konuşabilen), vahşi ama komik bir anti-kahramandır.

Film, ilk filmin kaldığı yerden sürpriz bir açılımla devam ediyor. Cable rolünde Josh Brolin olacağı açıklandığından beri zaten çizgi roman hayranları bunun zaman yolculuğu ile bağlantılı bir hikaye olacağını anlamışlardı. Filmin ana konusu Bruce Willis’li “Looper” filmini bayağı andırıyor.

Espri düzeyi ilk filmde olduğu gibi son derece

AVENGERS : INFINITY WAR





AVENGERS : INFINITY WAR

Avengers : Infinity War, 2008’de Iron Man ile başlayan MARVEL SİNEMATİK EVRENİ’nin (MCU) 19. filmi. Filmden tam anlamıyla zevk almak için önceki 18 filmin hemen tamamını seyretmiş olmalısınız.

Açılış sahnesi zaten Thor : Ragnarok filminin bıraktığı yerden başlıyor. Evrenin aşırı kalabalık olduğunu düşünüp, Malthus’çuluğu soykırım ile birleştirerek evrenin yarısını öldürmekle bozmuş Thanos (evlere seza bir motion captured Josh Brolin. Gerçeğini de Deadpool 2’de Cable olarak seyredebilirsiniz) Asgard’ın yok oluşundan kurtulanların gemisinde başlıyor katliamlarına. Metodu hastalıklı ve korkunç bir şekilde yanlış olsa da, bazı politikacılara inat dünyanın başındaki gerçekten de en büyük bela kontrolsüz nüfus artışı olduğu için insan Thanos’un çıkış noktasına garip bir şekilde sempati duymadan edemiyor. Bu durum filme de bir derinlik katıp, geliştiriyor. Film, Avengers değil adeta bir Thanos filmi. Deformatik anatomisi yüzünden ailesinin bile reddettiği bir Titan olan Thanos’un (bu ayrıntı filmde yok, çizgi romandan aktarıyorum size) dürtü ve tutkuları

EN İYİ 9 KEDİ FİLMİ

  EN İYİ 9 KEDİ FİLMİ     9. THE CAT RETURNS              (Japonya - 2002)               Dünyanın en büyük animasyon ustası Hayao ...