16 Nisan 2021 Cuma

EN İYİ AGATHA CHRISTIE UYARLAMASI FİLMLER

 EN İYİ  AGATHA CHRISTIE  UYARLAMASI FİLMLER


İlk romanını 1921’de (ölümsüz detektifi Hercules Poirot’u yarattığı “Ölüm Sessiz Geldi / The Mysterious Affair at Styles” yazan, dünyanın en çok satan yazarı Agatha Christie’nin yazarlığının 100. Yılını kutluyoruz.


******



5. Evil Under The Sun – Ölüm Oyunu – 1982 - İngiltere


Peter Ustinov’un Poirot’yu canlandırdığı ikinci film. Bol yıldızlı kadroyla çekilen Christie filmi ekolünün parlak bir örneği. Turistik bir adada bir milyonerin ölümü üzerindeki esrar perdesinin anlatıldığı bir klasik. 


Tablo güzelliğinde çerçeveler eşliğinde insan ruhuna Christie’sel bir eğiliş.



4. Nil’de Ölüm – 1978 - İngiltere


70’lerdeki geniş kadrolu Agatha Christie filmlerinin en iyilerinden biri. Sinemada Hercules Poirot denince ilk akla gelen isimlerden olan (6 kez canlandırmış, ilki bu filmde) Peter Ustinov’un her zamanki kusursuz ve rahat oyunculuğuna eşlik eden bol yıldızlı kadronun kolayca izlettirdiği klasik bir polisiye. 


Geçtiğimiz sene Kenneth Branagh’ın yönetip oynadığı yeniden çevrimi pandemi yüzünden 2022’de izleyicilerle buluşacak. 


Mısır’da Nil üzerinde yol alan lüks bir seyahat gemisinde işlenen cinayetlerin hikayesi.



3. Doğu Ekspresi’nde Cinayet – 1974 – ABD/İngiltere


70’lerdeki bol yıldızlı Agatha Christie filmlerinin en iyisi. 


ABD’li usta yönetmen Sidney Lumet yönettiği; Hercules Poirot’yu Albert Finney’in canlandırdığı filmde, 12 kişinin olduğu bir tren vagonunda herkesin nefret etmek için sebebi olduğu bir adamın öldürülmesi işlenmektedir. 


2017’de Kenneth Branagh’ın yönetip oynadığı cilalı yeniden çevrimi bu klasiğin düzeyine ulaşamadı.



2. The Witness For Prosecution – Beklenmeyen Şahit - 1957 - ABD


Billy Wilder’ın Agatha Christie uyarlaması aynı zamanda sinema tarihinin en iyi mahkeme salonu filmlerinden biri. Yönetmenlik ve oyunculuğun kusursuz bir birleşimi olan film, cinayet ile suçlanan bir adam ve onu koşulsuz seven karısının sürükleyici hikayesini anlatıyor.


Çok iyi çizilmiş ve oynanmış karakterlerin adaletle oynadığı köşe kapmaca bir çok ihtişamlı sürpriz barındırıyor. 



1. And There Were None – On Küçük Zenci – 1945 - ABD


Christie’nin sahneye de uyarlanmış olan en ünlü ve sürprizli romanlarından olan “On Küçük Zenci” nin Fransız auteur yönetmen Rene Clair tarafından yapılan uyarlaması. 


İkisi hizmetkar on kişilik bir gruptan başka kimsenin olmadığı bir adada, herkes sırayla öldürülmeye başlar. Üstüne tezler yazılan, bir çok defa sinemaya aktarılan çok başarılı romanın beyazperdedeki en başarılı uyarlaması.




29 Mart 2021 Pazartesi

 EN İYİ UZUN METRAJ  CHARLES CHAPLIN  FİLMLERİ

 

 

İlk uzun metrajlı filmi “The Kid”i (Yumurcak) 1921’de çeviren Chaplin’in yönetmenliğinin 100. yıldönümünü kutluyoruz.

 

O, filmlerinin yönetmeni, yapımcısı, baş aktörü, senaristi ve bestecisi; emekleme çağındaki sinemayı sinema yapan dört dörtlük bir dahi idi.

 

 

6. SİRK  (1928)

 

Çalıştığı sirkte sevdiği kıza açılamayan Şarlo’nun halleri görmeye değer. Komedi sekansları çok başarılı. Gülmekten küçük serserinin attığına benzer taklalar atacaksınız. Chaplin’in fiziksel komedisini en iyi gösterdiği filmlerden. 1927’de başlayan sesli sinemaya inat; sessiz çevirmişti bu filmini büyük usta.

 

 

5. ŞEHİR IŞIKLARI  (1931)

 

            Chaplin’den eşsiz ve defalarca kopyalanan bir romantik komedi klasiği. Şarlo’dan bekleneceği gibi gülmekten karnınıza ağrılar gireceği ama zaman zaman da gözyaşlarınızı tutamayacağınız bir başyapıt. Kör kıza aşık olan fakir delikanlı temasını bizim Yeşilçam da çok ısıtıp ısıtıp önümüze koydu. Kemal Sunal’ın oynadığı “En Büyük Şaban” filmi bu filmden esinlenmiştir (!).

 

 

4. YUMURCAK  (1921)

 

            Daha önceleri kısa filmlerini yönetmiş olan Chaplin’in ilk uzun metraj yönetmenliği aradan geçen yüz yıla rağmen etkisinden hiçbir şey kaybetmemiş. Kahkaha ile gözyaşının beyazperdede at başı yarıştığı bir klasik. Önceleri istemediği, sokakta bulduğu çocuğu büyüten Şarlo’nun hikayesi. Kemal Sunal’ın oynadığı “Garip” filmi de hikayesini bu klasikten ödünç almıştır (!).

 

 

3. BÜYÜK DİKTATÖR  (1940)

 


            Büyük ustanın ilk sesli filmi. Bir insanlık manifestosu. Hitler ve Mussolini’yi ti’ye aldığı muhteşem klasik. ABD devleti o sıralarda henüz Hitler ile savaşa girmediği için Chaplin’e engellemeye bile çalışmıştı. Gerisi tarih. Sinema tarihinin en büyük taşlaması.

 

 

2. MODERN ZAMANLAR  (1936)

 

            Dünyada artık sessiz film çekilmediği yıllarda, Chaplin usta ilk politik komedi başyapıtını yaratır. Hem de yine sessiz olarak.

Kapitalizmin çarkları arasında ezilmeye çalışılan küçük adamın halini birebir verir filmdeki o muhteşem sekansta. Başı beladan kurtulmayan çiftimizin birbirlerine ve yaşama sarılmaları mizah yüklü bir senaryo ile bu kadar iyi anlatılabilirdi.

 

 

1.  ALTINA HÜCUM  (1925)

 

            Chaplin’in en komik, en ikonik filmi. Alaska’daki altın arama çılgınlığı dönemini anlatır. Heyecanın da, dramın da, komedinin de tek kelimeyle mükemmel bir uyumda birleştiği, sinema tarihinin en büyük komedi filmi. Chaplin’in dehasının hem hayatın zorluklarını, hem de hazırda bekleyen umudu komedi yoluyla anlatabilmesi olduğunun ispatıdır bu hiç eskimeyen asırlık film.

 


9 Mart 2021 Salı

LOGAN (2017)

LOGAN - 2017


Hugh Jackman, 9. Defa canlandırdığı Wolverine karakteri ile son kez karşımızda. Logan, tüm zamanların en iyi çizgi roman uyarlamalarından biri. 



Film, artık hiç bir mutantın doğmadığı 2029 yılında geçiyor. Prof. X 90 larına gelmiştir (tabii Wolverine de 200 civarı !) ve bir beyin hastalığı sonucu istemeden yol açtığı bir trajediden dolayı aranan bir suçludur. 

Wolverine’nin yaşlanma süreci başlamış ve yaraları eskisi kadar hızlı iyileşmiyordur, hatta kanser benzeri bir hastalığı olduğu da ima edilir. Kendi hücresinden üretilmiş kızı (!) X-23’ü ele geçirmek isteyen kapitalist şirketin avcılarından kaçmak için üçlü yollara düşer ve hikaye tüm şiddetiyle başlar.


Artistik bir kan ve şiddet tablosu ortasında bile yönetmen Mangold, bir önceki (The Wolverine -2013) filmde yaratamadığı dramatik yapıyı mükemmel bir şekilde kuruyor. Yolculukları sırasında yaşadıkları, özellikle Patrick Stewart’ın belki de hayatının en iyi rolünde verdiği performans tek kelime ile müthiş. 


Logan, Sam Peckinpah veya Sergio Leone tarzı (ama daha kanlı) bir modern zaman westerni. Şiirsel bir epik şiddet draması. Dünyayı hastalık gibi kemiren kapitalistler, militaristler ve onların aç gözlülüklerine karşı destansı son bir direnişin hikayesi. Filmin akışı içinde tüm zamanların en iyi western filmlerinden olan “Shane” ile kurulan paralellik de çok iyi işliyor. İzlemediyseniz onu da izlemenizi öneririm.


Bu kadar iyi iş yapan bir karakteri Hollywood rahat bırakmaz ama umarım başka bir Wolverine filmi olmaz. Hugh Jackman muhteşem bir aktör değil ama başından beri muhteşem bir Wolverine oldu. Hem de çizgi romandaki 1.60 lık Wolverine (tabii ki Hollywood böyle yansıtmazdı) ile fiziksel uyumsuzluğuna ve sınırlı aktörlük yeteneklerine rağmen.


Bir film, bir karaktere ancak bu kadar mükemmel bir veda edebilirdi ancak. 


“Marvel filmi” diye yanılıp çocuğunuzla izlemeyin. Wolverine, kötü adamları (filmde de altı çizildiği gibi) ABD’nin tüm dünyaya koçanıyla yutturduğu GDO’lu mısırları biçer gibi kesip biçiyor (pençelerine sağlık).

25 Şubat 2021 Perşembe

TEK MEKANDA GEÇEN EN İYİ FİLMLER

 (Ağırlıklı Olarak) TEK MEKANDA GEÇEN  EN İYİ FİLMLER

 

 

 

8. REC – 2007 – İSPANYA

 

Listemin tek korku filmi. Tek bir binada geçen filmin dört tane devam filmi, iki de ABD yeniden yapımı çevrildi ama hala en iyisi bu. Dur duraksız aksiyonu olan filmin çok çarpıcı bir finali var. Avrupa’dan çıkmış en iyi korku filmlerinden.

 

 

7. BREAKFAST CLUB – 1985 – ABD

 

80 ler deyince akla gelen en kaliteli gençlik filmlerinden. Alttan alta dönem mizahı ile örülü harika bir gençlik dramı. 80 ler ergenleri kadar tüm nesil farklılıklarına rağmen günümüz ergenlerini de etkileyebilecek güçte bir modern zaman klasiği. Buruk bir sinematik gülümseme.

 

 

6. DAS BOOT – 1981 - ALMANYA

 

II. Dünya Savaşı’nda Almanların savaşı kaybetmeye başladıklarının belli olduğu yıllarda bir Alman denizaltısında geçen klostrofobik bir anti savaş filmi. Savaşın nasıl bir saçmalık ve yıkım olduğunu en iyi anlatan filmlerden. İzleyiciye yaşattığı gerilim de değme gerilim filmine taş çıkartır cinsten.

 

 

5. THE MIST – 2007 – ABD

 

Stephen King’in aynı adlı uzun öyküsünden uyarlana film, Stephen King - Frank Darabont ortaklığının çok verimli bir ürünü. Hem korkutucu, hem çeşitli seviyelerde düşündürücü olan film; çok çarpıcı finali ile de uzun zaman zihninizde yer ediyor.

 

 

4. REAR WINDOW – 1954 - ABD

 

Hitchcock ustanın başyapıtlarından. James Stewart’in tekerlekli sandalyeden kalkmadan oyunculuk dersi verdiği mizah sosu unutulmamış ama yarattığı gerilimi de tıpkı kahramanımız gibi oturduğunuz koltuktan bile hissedeceğiniz bir film. Geleceğin Monaco Prensesi Grace Kelly de 25 yaşının tüm güzelliği ile iyi bir oyun vermiş.

 

 

3. THE MAN FROM EARTH – 2007 - ABD

 

Son derece özgün ve sürükleyici bir hikaye. Bir anlamda bir odada insanlık tarihinin özeti gibi. Bilimkurgu kategorisine girse de, daha çok bir dram. Her halükarda gözlerden biraz uzak kalmış, çok başarılı bir film.Bu kadar başarılı olmasa da yakız zamanda bir devam filmi de çekildi.

 

 

2. ROPE – 1948 - ABD

 

Alfred Hitchcock’un tek bir odada geçen ve cinayeti ve de katilleri daha ilk sahneden gördüğümüz belki de hakkı en az teslim edilmiş filmi. Bana göre, ustanın en iyi filmidir. Alt ve üst metinleriyle çok başarılı bir senaryonun usta bir yönetimle birleşmesinden doğan bir klasik.

 

 

1. 12 KIZGIN ADAM – 1957 - ABD

 

Reginald Rose’un tiyatro oyunundan uyarlanan film o kadar etkili ve güzel yazılmış ki, sonunu bilmenize rağmen bu mükemmel mahkeme dramını her seferinde ilgiyle izleyebiliyorsunuz. Rose’un senaryosundan Sidney Lumet ustanın daha ilk filmindeki yönetimi de mükemmel.

15 Şubat 2021 Pazartesi

VAN GOGH : SONSUZLUĞUN KAPISINDA


VAN GOGH : SONSUZLUĞUN KAPISINDA

 

Van Gogh : Sonsuzluğun Kapısında, modern resmin babası sayılan dünyanın en büyük ressamlarından Hollandalı Vincent Van Gogh’un trajik yaşamının son yılını anlatıyor. En sevdiğim ressam olan Van Gogh’un iki ünlü “Starry Night” tablosundan birinin kopyası yıllardır yatağımın başında asılıdır.

 

Sarı başta olmak üzere mavi, yeşil, turuncu renklerinden kopamayan bu eşsiz ressamın dehası o hayattayken anlaşılamadı ve yoksunluk içinde bir hayat sürdü.

 

İşini aşkla yapan insanların en ünlü örneklerinden olan Van Gogh, rahipliği bıraktıktan sonra 28 yaşında ilk defa eline fırça almış ve 37 yaşında ölene kadar benzeri görülmemiş bir şekilde 800 ün üzerinde yağlı boya tablo ve 1000 in üzerinde karakalem çalışma yapmıştır. Ne yazık ki, bunlardan sadece birini (Kırmızı Şarap Bağı) satabilmesi trajik ve gizemli ölümüne giden yolu açmıştır.

 

63 yaşındaki Willem Dafoe, fazla bir makyaj kullanmadan 37 yaşındaki VanGogh’un Fransa’da geçen yaşamının son aylarını başarıyla canlandırıyor. Bu rolle Altın Küre’ye aday olup, ödülü Freddie Mercury’ü canlandırmayan adeta yaşayan Rami Malek’e kaptırmıştı. Şimdi de Oscar adayı. Ressamla arasındaki büyük yaş farkından dolayı Amerikan Sinemasının bu en büyük oyuncularından birine biraz şüphe ile yaklaşmıştım başta ama Dafoe, VanGogh’un eylem, düşünce ve paranoyalarını, kırılgan akıl sağlığını çok iyi özümsemiş ve yansıtmış.

 

Küçük yardımcı rollerde başta ev arkadaşı, sanat yoldaşı Gaugin rolündeki Oscar Isaac olmak üzere güçlü bir portreler galerisi oluşturulmuş Van Gogh’un etrafında.

 

Film, Van Gogh’un güçlü ve fırtınalı fırça darbelerinin ruhunu çok iyi yansıtıyor. Willem Dafoe da rolünü hakkıyla verebilmek için resim dersleri almış. Klasik bir biyografi değil ama meditasyon gibi bir deneyim sunuyor müziği ve görüntüleriyle. Dafoe’nun müthiş oyunculuğu ile film yavaş ilerlese de kendini izlettiriyor. Trajik ölümünün hikayesini de net bir bakış açısıyla vermesi iyi bir nokta.

 

Kendinden sonra gelen pek çok modern ressamı etkilemiş ve yeni bir çığır açmıştır. Filmde de belirttiği gibi o “günışığını resimledi.

8 Şubat 2021 Pazartesi

 


En iyi ROMANTİK KOMEDİLER

 

 

7. SHREK – 2001 – ANDREW ADAMSON

 

Listemin tek animasyon filmi, Mike Myers ve Eddie Murphy gibi iki komedi ustasının varlığından dolayı daha çok komediye yaslansa da; özgün hikayesi ile övgüyü hak ediyor. Zamanla dört filmlik (sadece ilk ikisi başarılı) bir seriye dönüşen filmi defalarca sıkılmadan izleyebilirsiniz.

 

 

6. IT HAPPENED ONE NIGHT – 1934 - FRANK CAPRA

 

Clark Gable’ı bir gecede yıldızlığa ulaştıran, o senenin tüm önemli oscarlarını alan; romantik komedi filmlerinin öncülerinden. Şimdi biraz klişe gibi gözükse de, bu klişeleri yaratan keyifli bir  film olduğu unutulmamalı. Filmin etkisini anlatmak için şu anekdot yeterli sanırım : Gable’ın gömleğinin altına atlet giymediği sahneden dolayı atlet üreticileri bir süre kan ağlamışlardı (!)

 

 

5. STRANGER THAN FICTION – 2006 - MARC FOSTER

 

Çok zekice yazılmış ve ustaca oynanmış, sıra dışı bir romantik komedi. Will Ferrell’ın normal tarzına çok ters olan ölçülü oyununa çok iyi bir kadro destek vermiş. Beyninizi gıdıklayan filmlerden. Hayata, sevmeye ve hayatı sevmeye dair şık bir anlatım.

 

 

4. WHEN HARRY MET SALLY – 1989 - ROB REINER

 

Seksenlerin en popüler romantik komedisi. Sevdiğine açılamayan, arkadaşlıkla yetinmek zorunda kalan erkekler için neşeli bir kılavuz. Kaliteli bir kent mizahıyla hiç sıkılmadan kendini izlettiren bir seyirlik.

 

 

3. THE SECRET LIFE OF WALTER MITTY – 2013 - BEN STILLER

 

1947 yapımı aynı adlı filmdeki Danny Kaye rolünü Ben Stiller devralmış. Çok da iyi oynamış ve de yönetmiş. Bir modern zaman “iyi hisset” klasiği. Protagonistimizin aşk ve hayat yolculuğu

çok özgün, çok dinamik bir anlatımla verilmiş. Tek küçük kusuru, bir reklam yerleştirmesinin biraz sırıtması olmuş.

 

 

2. CIRCUS – 1928 - CHARLES CHAPLIN

 

Chaplin ustanın listemin ilk sırasındaki başyapıttan bir önceki filmi. Belki de hakkı en çok yenen filmi. Sirkte sevdiği kıza açılamayan Şarlo’nun halleri evlere seza. Komedi sekansları çok başarılı. Gülmekten Şarlo’nun attığına benzer taklalar atacaksınız. Chaplin’in fiziksel komedisini en iyi gösterdiği filmlerden.

 

 

1. CITY LIGHTS – 1931 - CHARLES CHAPLIN

 

Sinemayı sinema yapan büyük dahi Chaplin’den eşsiz ve defalarca kopyalanan zamansız bir klasik. Şarlo’dan bekleneceği gibi gülmekten karnınıza ağrılar gireceği ama zaman zaman da gözyaşlarınızı tutamayacağınız bir başyapıt. Kör kıza aşık olan fakir delikanlı temasından bizim Yeşilçam da çok ekmek yedi. Tüm sinema tarihinin belki de en dokunaklı komedi filmi.

 

EN İYİ 9 KEDİ FİLMİ

  EN İYİ 9 KEDİ FİLMİ     9. THE CAT RETURNS              (Japonya - 2002)               Dünyanın en büyük animasyon ustası Hayao ...